GÜNCEL
Giriş Tarihi : 30-04-2021 14:39   Güncelleme : 30-04-2021 14:39

GÜNEY SUDAN İZMİR FAHRİ KONSOLOSU MESUT MERCAN ERMENİ SOYKIRIMI AÇIKLAMALARINA SERT TEPKİ GÖSTERDİ

Güney Sudan İzmir Fahri Konsolosu Mesut Mercan hem ABD Başkanı'nın hem de HDP'nin bildirisine sosyal medya üzerinden çok sert tepki gösterdi.

GÜNEY SUDAN İZMİR FAHRİ KONSOLOSU MESUT MERCAN ERMENİ SOYKIRIMI AÇIKLAMALARINA SERT TEPKİ GÖSTERDİ

Her yıl 24 Nisan’da ısıtılıp ısıtılıp önümüze getirilen meseleden biri de “Ermeni Soykırımı Meselesidir.” Birçok tarihçi, düşünür, bilim adamı, siyasetçi bu mesele hakkında dedi ki; arşivleri açalım, belgelere bakalım, toplu mezar kazıları yapalım, Ermenistan’ın kendi devlet arşivlerini tetkik edelim, imkânı yok olmaz dediler. Biz soykırım var diyorsak vardır. Soykırım olmuş diyorsak olmuştur; araştırmaya lüzum yoktur; delile ihtiyaç yoktur, bu böyle olmuştur: Aslında bu mesele hakkında Batının delili ve hedefi şu olmuştur: l. Dünya Savaşı öncesi, Doğu Anadolu’da bir Büyük Ermenistan Devleti kurmak istiyorlardı; bu mümkün olmamıştır. Ermeniler Suriye, Lübnan, Ermenistan ve Rusya’ya dağılıp gitmiştir. Proje iflas etmiştir. Dertleri şudur; bunu tekrar nasıl canlandırabiliriz? Türkiye’yi durdurmak için ne kadar sıkıştırabiliriz? Bağımsız politika takip etmelerinin önüne, nasıl geçebiliriz? İsrail’in genişlemesini nasıl mümkün hale getirebiliriz?

 

Şüphesiz, bu mesele, l. Dünya Savaşı içinde kışkırtılmış Ermeni halkı ile Anadolu insanı arasında yaşanmış acı bir olaydır. Bu savaşta Osmanlı Devleti, orduları ve halk 3 milyon civarında zayiat vermiş, sadece Çanakkale Savaşlarında bile 257 binin üzerinde asker kaybı yaşanmıştır. Bu savaşlarda kullanılması yasak olan, “zehirli gaz” askerlerimize karşı kullanılmıştır. İngilizler, Filistin Cephesi’nde esir aldıkları askerlerimizi “Klozet havuzlarına” sokarak 25 bin askerimizi kör etmiş, bu sayıdan daha fazla askerlerimizi, açlıktan, susuzluktan ve bakımsızlıktan öldürmüştür. Bu savaşlar içinde, Doğu Cephesinde Ruslar, esir ettikleri askerlerimizi Nargin Adası’na göndermiş, binlerce askerimiz açlıktan, susuzluktan, hastalıktan, bakımsızlıktan ve yılan sokmasından ölmüştür. Balkan Savaşı’nda Yunanistan, Selanik’i tek kurşun atmadan terk eden “Tahsin Paşa” denilen hain zattan teslim almış, teslim olan askere esir muamelesi yapılacağına söz verdikleri halde, bu 25 bin askerlerimizi kurşuna dizmişlerdir. Onlar yaparsa 1 Nisan şakasıdır, gerçekten şakadır(!), haktır, doğrudur, meşrudur; halkımız nefsi müdafaa yaparsa katliamdır, vahşettir, soykırımdır, zulümdür. Mantık budur.

 

Son bir asra baktığımızda, Dünya Liderliği ABD’nin eline geçtiği 1945’den bu yana en az 25 milyon insan ABD’nin askeri operasyonlarıyla, bu sayının birkaç katı miktar insan “abluka, ambargo” gibi insanlık dışı yaptırımlarla ölmüştür. Sadece 1991 Körfez Savaşı ve 2003 Irak Harekâtından sonra uygulanan ambargolar yüzünden Irak’ta 500 bin çocuk ilaçsızlıktan ve bakımsızlıktan ölmüştür. 1991 Körfez Savaşı’nda Kuveyt-Arabistan topraklarında bulunan ve teslim olan 300 bin kadar Irak askeri “Seyreltilmiş Uranyum yani zayıflatılmış atom bombası ve napalm” kullanılarak yakılmış, eriyen tankların içinde diri diri çöle gömülmüştür. Hâlbuki bu silahların kullanılması yasaktır, suçtur. BM’de, Cenevre’de; bu kanunları, bu kararları, bu yasakları alanlar bizzat kendileridir.

ABD’nin son yüzyılda insanlığa karşı yaptıkları katliamlar, “Neron’a, Korkunç İvan’a, Kazıklı Voyvodayı” yaya bırakacak kadar büyük ve daha hunharca ve daha zalimce gerçekleşmiştir. Bu katliamlara şahitlik eden birçok Amerikan askeri ruhi bunalıma girmiş, bazıları intihar etmiş, bazıları da devletten intikam almaya teşebbüs etmiştir (1). Bu katliamların neler olduğuna geçmeden önce bu mevzuda şunları söylemek, ya da hakkı teslim etmek lazımdır, Rahmetli Erbakan Hoca ve Rahmetli Türkeş birçok konuşmalarında haklı çıkmıştır, söyledikleri keramet misali bir bir gerçekleşmektedir. , Rahmetli Ecevit 2003’de ABD’nin Irak Harekâtına karşı çıktığı için partisi bir gecede dağıtılmış, tezkere oylamasında ABD askerine izin vermeyen Baykal ve ekibi tasfiye edilmiştir.

Erbakan Hocamızın videolarının, konuşmalarının dikkatle izlenmesi gereklidir. Hepsi birbirinden daha fazla ibretli, hepsi birbirinden daha ferasetlidir. Bu işlerin arkasındaki ırkçı emperyalizme defalarca işaret etmiştir.

ABD’nin bir Anglo-Sakson (İngiliz-Fransız-Alman melezi) Yahudi Devleti olduğunu hiçbir zaman akıldan çıkartmayacağız. Bu durumu ABD’nin siyahî Genelkurmay Başkanı Colin Powell bir beyanatında açıkça söylemiştir; ABD, “Amerikan Yahudi Devletidir”, demiştir. Amerika’da yönetim gücü tepeden Yahudilerin kontrolündedir. Clinton, Bush, Obama, Trump ve Biden fark etmez hepsi Yahudi lobisinin hizmetkârlarıdır. İsrail’in eski Başbakanlarından Ariel Şaron bu durumu bizzat ifade etmiştir: ABD Dünyayı yönetiyor, biz de Amerika’yı yönetiyoruz.

Trump’un Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi, atadığı büyükelçinin, elinde Süleyman Mabedi maketi ile dolaşması, damadının Yahudi ve İsrail lobisinin adamı olması bunun delilidir.  BAE’i üzerinden İslam Dünyasında iç savaşı tahrik etmesi (Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid Al Nahyan isimli bir soytarı üzerinden), Filistin’de “Asrın Barış Plânı” adını verdikleri, aslanı kediye boğduran plân dâhil, her şeyi ile Yahudi Lobisinin hizmetkârlığı ve köleliği uğruna yaptı ve aşağılanarak gitti. Yerine gelen Biden ondan geri kalabilir mi? Adam 10 sene önce söylemişti, ben bir Siyonist’im, diye. Bunları neden söylüyorum: İsrail’in Suriye, Irak, Lübnan ve Ürdün’ü işgal ederek büyümesi için; Türkiye ve İran’ın müdahale edemeyecek kadar durdurulması, dağıtılması lazımdır. Türkiye ve İran zayıflatılırken ölçü kaçırılırsa Ruslar Akdeniz’e iner, plân çöker, bunu önlemek için Rusya’nın Kafkasya, Ukrayna, Baltık ve Barens Denizi’nde başının derde sokulması lazımdır. Bunun için Ukrayna’nın topraklarını Hazar Denizi’ne kadar genişletmesi plânını ortaya koydular, Böylece Rusya Karadeniz’in kuzeyine hapsedilecek, Ortadoğu ile irtibatı kesilecek. Üç dönemden beri Ukrayna’nın başına Yahudi asıllı kişileri getiriyorlar.” Viktor Yuşçenko, Petro Poroşenko, Volodimir Zelenski”  (2) Rusya’nın Türkiye ile çatıştırılması bu plânın bir parçasıdır. Bu mümkün olmazsa, Türk-İran savaşı hayal ediyorlar veyahut Yunanistan Türkiye’ye aniden saldırabilir mi? Saldırırsa sonuçları ne olur, plân yara alır mı, Yunanistan’ı galip getirecek bir formül bulunabilir mi? Bütün bu senaryolar üzerinde çalışıyorlar, plân üzerine plânlar yapıyorlar. Türkiye’nin ülkeler arası işbirliği, insani değerler ve dünya barışını esas alan plânlarını baltalamak için Libya, Suriye ve K. Irak’da başını belaya sokmak için uğraşıyorlar. Doğu Akdeniz’de İsrail ile birlikte tatbikat yapıyorlar? Kime karşı!?

 

1960’a kadar “Ermeni Soykırımı” diye bir mesele yokken neden bu tarihe kadar beklenmiştir? Neden Lozan’da bütün hesaplar ortaya dökülmüşken, Ermeni Soykırımı meselesi gündeme gelmemiştir. İngiliz diplomasisi böyle bir meseleyi unutabilir mi, atlayabilir mi? En zayıf anında Türkiye’yi sıkıştırmak mümkün iken neden bu kozu kullanmasınlar? Buna imkân ve ihtimal var mı? Böyle bir şey mümkün olmadığına göre, bu karar, plânlı sistemli bir karardır. Yahudi Lobisi tarafından tezgâhlanmıştır. Maalesef uzun yıllar Türkiye, sözde dost gözüken Yahudi lobi şirketlerine para vererek (haraç), sözde soykırım kararı alınmasını durdurmuştur!

1970’den sonraki yıllarda ortaya çıkan, Ermeni terör örgütü Asala üzerinden gerçekleştirilen, 31 diplomat ve 58 vatandaşın öldüğü terör saldırılarını; CİA, MOSSAD parmağı olmadan (desteği-izni veyahut hoşgörüsü, görmemezlikten gelmesi) yapmak mümkün mü?

Bu asrın başında Osmanlı Devletinin son 10 yılına hükmetmiş olan Devlet Adamlarından Talat Paşa (Berlin), Cemal Paşa (Tiflis), Said Halim Paşa (Roma) ve Bahaeddin Şakir Beyler (Berlin) yurt dışında Ermeni teröristler tarafından şehit edilmiştir. Bu durum bile tek başına Ermeni terörizmi hakkında yeterli delil temin etmeye yeterlidir. Bu yüzyılda hangi devletin lider kadrosu, tek hamlede topyekûn yok edilmiştir? Bu işler örgütlü istihbarat kurumları desteği olmadan, Berlin, Tiflis ve Roma gibi şehirlerde gerçekleştirilebilir mi?

Bizim dinimize göre fesat çıkartmak, insanların arasını bozarak nifak çıkartmak, dünya barışını bozmak en büyük suçtur. Bu suç adam öldürmekten daha büyük suçtur. (Günahtır.) 1945’ten bu tarafa ABD ve Batı tarihini ele alırsak yüz kızartıcı cinayetler tarihidir. Endülüs Katliamı, Amerika kıtasında Kızılderililerin ve İnkaların imhası, Afrika’nın köleleştirilmesi ve sömürülmesi, Çin’de Afyon Savaşları insanlık tarihinin yüz karasıdır.

Son yüzyılda, ABD halkını para ile askere alarak; içinde çoğunlukla psikopatların bulunduğu komando birlikleri kurarak; Vietnam, Kamboçya-Laos, Sudan, Somali, Irak, Suriye, Kore ve Afganistan’da korkunç cinayetler işlediler. Hiroşima ve Nagazaki’ye attıkları atom bombasını ilk defa kendileri kullandılar. Dünyanın her yerinde on milyonlarca insanı hava bombardımanlarıyla, zayıflatılmış atom bombalarıyla, tahrip gücü nükleer silaha eşdeğer hale getirilmiş klasik patlayıcılarla ve napalm bombalarıyla imha ettiler. Bütün bu cinayetleri, soykırım ve insanlık düşmanlığı olarak BM’e getirmek, insanlığın ortak vicdanına sunmak lazımdır. ABD halkını değil, Yahudi Lobisinin kuklası olan Amerikan Başkanlarını hedef almak lazımdır. Adamlar 

itiraf ediyor, ben bir Siyonist’im diyorlar. Ben İsrail için kendimi adadım diyor. İsrail’in güvenliği her şeyden önce gelir diyorlar!

ABD ile ilişkiler F-35 meselesinden itibaren kopma sürecine girmiştir, yakın zamanda Türkiye’nin NATO’dan çıkartılması gündeme gelecektir. Yaptıkları cevapsız bırakılırsa, sessiz kalınırsa saldırganlıkları daha artacak, azacaklar, püsküllü bela haline geleceklerdir. Şerri def etmek için cesur olmak lazımdır, atak hareket etmelidir. Beklemedikleri hamleleri yapmak lazımdır.

Bu mesele hakikat temeline dayalı bir mesele değildir. Bunları tartışmaya çağırarak, belgeleri konuşturarak ikna edemezsiniz. Onlar söylediklerinin doğru olmadığını biliyorlar. Yalan söyledikleri için zaten sizinle tartışmazlar, oturup konuşmazlar. Bu meselenin çözümü inkâr ederek, ikna ederek mümkün değildir. Çünkü bu karar bir plânın parçasıdır, Türkiye’yi sıkıştırmak için bir araç olarak tasarlanmıştır. Türkiye, üzerine gelen tehdidi bertaraf etmek istiyorsa, hasar almadan kazanmak istiyorsa çok hızlı hareket etmelidir. Plânı bozmak için ciddi bir çalışmaya ihtiyaç vardır; Türkiye sanayileşmeye, ileri teknolojiye, savunma sanayine büyük ağırlık vererek, nükleer silah ve bunların atma vasıtalarını yaparak çetin ceviz olduğunu göstermelidir. Çünkü zor oyunu bozar. Zaaf çözülmenin, mukavemet gücün alametidir.

19 Nisan 1995 günü sabahında eski bir Amerikan yedek askeri olan Timothy McVeigh ve yardımcısı Terry Nichols, Oklahoma City'deki Murrah Binası'nın önüne bir bomba bıraktı. Bomba, yerel saatle saat 9.02’de patladı. Patlamada Murrah Binası büyük zarar gördü ve yıkıldı. 168 kişi öldü, 680'den fazla kişi yaralandı. Patlama 11 Eylül 2001 saldırılarına kadar Amerikan tarihinin en büyük saldırılarından biri olarak tarihe geçti. Peki, bu askerler bu eylemi niçin yaptı? Sanıklar, ifadelerinde ABD’nin haksız katliamlarına karşı bu eylemi gerçekleştirdiklerini söylediler.                (2) Ukrayna'nın RF karşıtı Yahudi C. Bşk.ları sırasıyla V. Yushchenko, P. Poroşenko ve V. Zelensky (ilk ikisi Yahudiliklerini sakladılar) Rothschild ve Soros'un finansmanı ve demokrasi talep eden algı operasyonlarıyla Ukrayna'da iktidara getirildiler. Aslında ABD ve AB bu yapıyı koruyor.

Binlerce yıllık geçmişinin hiçbir döneminde asimilasyon ya da soykırımla anılmamış asil milletimizin tarihi, adli sicili kabarık emperyalistlerin çirkin iftiralarıyla kirletilemeyecek kadar tertemizdir. Türk milleti asildir, soykırım yapmaz. Bunu Malazgirt’te, Kudüs'ün fethinde, Balkanlarda, Kafkaslarda, İstanbul ve Trabzon'un fethinde görebilirsiniz.

106 yıl önceki bir olay, Türkiye'yi uluslararası alanda baskılamak için siyasi malzeme olarak kullanılmaktadır. Biz Dünya’ya doğrusunu anlatana kadar bu konular karşımıza gelmeye devam edecek. Tarihi olmayan ve katliamlarla kurulan ABD bizim müttefikimiz olamaz. Siyaseten de olsa artık "stratejik ortak" gibi hiçbir geçerliliği olmayan ifadeleri kullanmayalım.

Kızılderilileri katleden ️"Irak'ta ve Vietnam'da milyonlarca cana mal olan ve Japonya'ya 2 atom bombası atan bir ülkenin başkanı Türkiye'ye soykırım suçlaması yapamaz.!!!

Biz de bir şeyi yapmıyoruz, eksik veya yanlış yapıyoruz. Her olay olduktan sonra tepki göstermeyi bırakmalıyız. Bu çalışmaları daha önce yapmalıydık.

Bu konuyu diplomatlarımız çok iyi çalışmalı, kamu diplomasisi yapmalı, bulundukları ülkelerin kamuoyunda daha önceden doğrular anlatılmalı, Türkiye’de ki büyükelçiliklere anlatmalı, ayrıca medya, sivil toplum ve akademisyenlerimiz de kendi mecralarında bu çalışmayı yapmalı. Uluslararası lobicilik yapmalıyız. 24 Nisan 1915 olaylarının yapılan ihanete karşı, zorunlu bir göç "Tehcir" olduğunu tarihi gerçekleri ile anlatmalıyız.

Bir diğer konu ise, içeride o kadar gereksiz tartışmalarla uğraşıyor ve güç kaybediyoruz ki bu konuları ülke gündemine bile getirmiyoruz. Dünya gündeminden kopuyor ve kısır bir çekişmenin içerisine giriyoruz. Her yıl karşımıza gelen bir konu, doğrusunu anlatmadığımız için her yıl karşımıza gelmeye devam edecek.

Daha önce, Fransa'nın Cezayir'de ve Afrika da yaptıkları katliamları ve ABD'nin Kızılderili ve Vietnam katliamını, Japonya'ya attığı atom bombası katliamını bizde TBMM'de soykırım olarak kabul edelim. İncirlik ve Kürecik üssü kapatılmalı. Artık uzun vadeli plan dahilinde uygulamaya geçmeliyiz.

Sözde "soykırımı tanıyan ülkeler; ABD, Almanya, Arjantin, Avusturya, Belçika, Bolivya, Brezilya, Bulgaristan, Kanada, Şili, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Çekya, Ermenistan, Fransa, Yunanistan, İtalya, Libya, Litvanya, Lübnan, Lüksemburg, Hollanda, Paraguay, Polonya, Portekiz, Rusya, Slovakya, İsveç, İsviçre, Suriye, Vatikan, Venezuela, Uruguay. Bu nedenle uluslararası diploması hamlesi yapmalıyız.

Ayrıca, sadece bir gün için değil, atılacak bütün adımlar bütün boyutlarıyla değerlendirilip, uzun bir zaman diliminde stratejik bir plan dahilinde uygulamaya geçirmeliyiz. Bu şekilde sözde iddialar, emperyalist sömürü sistemi tarafından siyasi malzeme olarak kullanılmakta, Ermenilere ve Ermenistan’a hiçbir fayda sağlamayacağını, bu oyuna gelmemelerini de özellikle ifade etmeliyiz.

Güney Sudan İzmir Fahri Konsolosu Mesut MERCAN DP'nin alçak bildirisine sosyal medya üzerinden çok sert tepki gösterdi. 

24 Nisan sözde soykırım iddialarına milletin vergileri ile maaş alan HDP'li vekiller sahip çıktı. 'Merkez Yürütme Kurulumuzun açıklaması' şeklinde bir metin yayınlayan HDP, Ermenistan'dan bile daha da ileri gitti. Skandal bildiride, Türkiye'ye yönelik alçak ifadeler kullanıldı. Sözde soykırımın tanınması çağrısında bulunuldu.

"Bizim uzun ve şanlı tarihimiz gurur kaynağımızdır. Sizin kısa ve kara tarihiniz ise utanç vesikalarıyla doludur. Sizin tarihiniz, bölücü terör örgütünün tarihidir! Sizi aziz milletimize havale ediyoruz” diye sözlerini dile getirdi."

250 yıllık tarihi yüzkarası olaylarla dolu olan ABD’nin zulüm ve soykırımları saymakla bitmez. Birleşik Devletler, bağımsızlığını ilan etmeyi başardıktan sonra, topraklarını genişletmek amacıyla 1830 yılında çıkarılan “Kızılderili Tehcir Yasası” ile bölgede yaşayan tüm yerlileri kendi topraklarından çıkardılar.

ABD’nin resmi devlet politikası olan Kızılderili soykırımı, Nazi Almanya’sında Yahudilere karşı uygulanan soykırımdan çok daha büyük bir soykırımdı. ABD’nin resmi makamları Kızılderili kellesi başına 5 dolar ödemişti. ABD’liler, “Bu vahşi hayvanların yani Kızılderililerin tamamen imha edilmesi gerekiyor”, En iyi yerli ölü yerlidir politikasıyla kıtayı binlerce yıldır üzerinde yaşayan yerli halkın elinden zorla almıştı. Bu kapsamda ilk biyolojik silah, Kızılderililer üzerinde uygulandı. Sürgüne gönderilen Kızılderililere yardım olarak dağıtılan battaniyelere çiçek mikrobu bulaştırılarak çok sayıda yerlinin öldürülmesi sağlandı. Kızılderili soykırımıyla bugünkü Amerika’nın da temelleri atıldı. Dünyada en büyük soykırım suçlusu Amerika Birleşik Devletleri’dir. Tam yetmiş milyon Kızılderiliyi kendi vatanlarında katlettiler.

Amerika Birleşik Devletleri demek; uygarlıkların ve kültürlerin yıkımını demektir. Mazlumların kanlarını emerek sömüren bu devlet, “demokrasi, insan hakları ve özgürlük” vaatleriyle kendi zihniyetini, sömürü düzenini, politikasını sürdürmeye devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri tarihi demek; gerçek anlamıyla işgallerin, savaşların, soykırımların, işkencelerin, haksızlıkların, kan ve gözyaşının tarihi demektir. Amerika yaptıklarını meşru göstermek için çizgi romanları, Hollywood filmleri ve yalan yazan bir sürü tarih kitapları ile tüm dünyayı aldatmaktadır. Örneğin çoğu Amerikan çizgi romanlarında, filimlerinde, tarih kitaplarında Kızılderililer, kafatası avcısı, barbar, vahşi, saldırgan ve psikopat olarak dünyaya empoze edilmiştir. Halbuki vahşi, barbar, psikopat ve saldırgan olanlar bizzat kendileridir.

Kızılderililerden sonra ikinci sırayı afrikalı köleler alır. Köle ticareti sırasında 19. yüzyıla kadar toplam 34 milyon 500 bin Afrikalı ve Orta Doğulu kölenin öldüğü biliniyor. Tarihin en büyük soykırımı Avrupalıların Amerika’yı fethinden sonra 1492 tarihinden itibaren yaşandı. Amerikalıların en az 70 milyon Kızılderili’yi öldürdükleri gibi, 35 milyon insanı vatanlarından kopararak köle olarak kullandıklarını tüm tarihçiler kabul ediyor.

İngiliz Parlamentosu’nun raporlarına göre 1768′de Afrika’dan Amerika’ya İngilizler 60.000, Fransızlar 23.000, Hollandalılar 11.000, Portekizler 1.700 köle götürmüş, o yılda toplam satılan köle sayısı 97.500’ü bulmuştu. 1787 yılında bu sayı 100.000 zenci köleye ulaşmıştır. Amerika’da 1681 yılında 2 bin Zenci köle varken 1790 yılında 700,000 sayısına, 1860 yılında ise 4 milyona yükselmiştir.  16. yüzyılla 19. yüzyılın ortalarına kadar toplam 15 milyon zenci köleleştirilerek Amerika Kıtası’na getirildi. Kölelerin can kayıpları da düşünüldüğünde Afrika’dan koparılan ve gemilere yüklenerek getirilen zenci sayısının 35 milyonun üzerinde olduğu varsayılmaktadır.

1977 yılında yazdığı Medeniyetler Diyaloğu kitabında Roger Garaudy “Batılılar 100 milyonu aşkın Amerika Yerlisini öldürerek dünyada daha önce benzeri görülmemiş bir soykırım yaptı. Bunun ardından üç yüz yıl süren köle ticareti sırasında en az yüz milyon Afrikalıyı da öldürerek bir başka akıl almaz soykırımı gerçekleştirmiştir.“ demiştir. Tüm bu soykırımların altında Amerikaya yerleşen ve bugünkü ABD’nin temelini atan batılılar vardır.

Bu baskıcı yönetim ve sömürü düzeni, ABD ekonomisinin büyümesine ve 1870 yılında da dünyanın en büyük ekonomik gücü olmasına neden olmuştur. Sonrasında yaşanan I.ve II. Dünya Savaşında oynadığı rol de ABD’nin büyük bir askeri güç haline geldiğini bütün dünyaya gösterdi. Nazi Almanya’sının II. Dünya Savaşında yenilmesinin ardından, dünya çift kutuplu bir sisteme yöneldi ve dünyadaki tüm toplumlar, bu iki kutuptan ABD ve SSCB’den birisini seçmek zorunda bırakıldı.

Kızılderili ve afrikalıların 19. yüzyıla kadar soykırıma tabi tutulmasından bugüne, kan ve vahşet imparatorluğunun temelde  hiç değişmediğini aksine söylemler, yöntemler ve politikalar bakımından daha da ustalaştığını anlamak mümkündür. ABD, kendi hakimiyetini ve dış politikasını tamamen yalan ve aldatıcı politikalarının arkasına saklayarak yapmaktadır. Bunun için Amerikan demokrasisi adı altında kullandıkları “İnsan hakları”, “Özgürlük” ve “Adalet” gibi kavramlarla kendilerini bütün dünyaya şirin göstermeye çalışmaktadırlar.