Uykusuz seherlerde yaşlanırsın.
Sabah ezanıyla uyanıp
“bugün de atlattık” dediğin günlerde.
Kimseye anlatmadığın kaygılardan yaşlanırsın.
“İyiyiz” deyip geçiştirdiğin,
ama geceleri içine çöken
o kaybetme korkusundan…
Aslında senin de hâlâ
birinin saçını okşamasına,
“yoruldun” demesine ihtiyaç varken
güçlü olmak zorunda kaldığında yaşlanırsın.
Bir gün fark etmeden
çocukluk geride kalır.
Dayanak olursun.
Hemşire olursun.
Evin büyüğü olursun.
Babanın yerine sözü tutan,
annenin yerine yük taşıyan olursun.
Herkes hayatına devam ederken
sen yorgun yaşamayı öğrenirsin.
İçin parça parçayken gülümsemeyi,
hiç sana ait olmaması gereken
sessizlikleri taşımayı…
Anne babaya bakmak
sadece bedeni yormaz.
İnsanın yıllarından alır.
Hayallerinden, enerjisinden,
kendine ayıracağı zamandan…
Ama yine de kalırsın.
Çünkü bu topraklarda sevgi,
iş zorlaşınca gitmek değildir.
Çünkü evlatlık,rahatken değil,
zor zamanda belli olur.
Kimse alkışlamaz.
Kimse teşekkür etmez.
Çoğu zaman fark edilmez bile.
Ama bilen bilir:
Anne babaya bakmak
bir yük değil,
bir onurdur.
Evet…
Onlara bakmak insanı yaşlandırır.
Ama geride bırakmak,
“ben yoruldum” deyip gitmek…
İnsanı
bir ömür boyu
içten içe kırar.
Bugün yorgunsan,
bil ki yalnız değilsin.
Ve bir gün geriye baktığında
en çok hatırlayacağın şey
ne kadar yorulduğun değil,
orada kalmış olman olacak.