— Üzgünüm kızım… ama sana hiçbir borcum yok.
Bu sözler havada asılı kaldı, acı verici bir yankı gibi… Telefonda uzayıp giden ağır bir sessizlik.
— Nasıl yani, bana hiçbir şey borçlu değilsin? Sen benim annemsin!
Kadın derin bir nefes aldı, gözleri pencerede uzaklara daldı. Dökülen yapraklar, her şeyin değiştiğini hatırlatır gibiydi… hatta sonsuz sandıklarımızın bile.
— Evi satıyorsun. Babamla birlikte inşa ettiğiniz evi! Tüm hayatınız orada ve bana tek kelime etmedin.
Kadın, vefat eden eşinin her öğleden sonra kitap okuduğu koltuğa oturdu. Artık orada değildi, ama yokluğu sanki bir varlık kadar güçlüydü.
— Neden sana danışmalıymışım ki? — dedi sakin bir sesle — Bu ev benim. Eskiden babanla birlikteydi, şimdi sadece bana ait.
— Ama bu bizim mirasımız! Kızımın ve benim geleceğimiz! Ve sen hepsini satıp küçücük bir daireye taşınacaksın öyle mi?
Kadın gözlerini duvardaki fotoğrafa çevirdi. Kocası ona gülümsüyordu; bir zamanlar birlikte, taş üstüne taş koyarak inşa ettikleri o evi yaşarkenki gibi.
— Canım… burada boğuluyorum. Bu ev çok büyük. Çok sessiz. Yalnızlık, her duvarda yankılanıyor.
— O zaman bizimle yaşa! Zaten sana bunu teklif ettik!
Evet, teklif etmişlerdi… ama kadının kulağında hâlâ yankılanan başka sözler de vardı:
“Artık yeterince yer yok”,
“Araba bu kadar yolu kaldıramaz”,
“Çocuk odasına ihtiyacımız var…”
— Hayır. Kararımı verdim. Evi satacağım ve şehir merkezine taşınacağım…
— Peki ya para? — diye sözünü kesti kızı.
İşte o an… bir şey kırıldı. Asıl mesele bu muydu gerçekten?
— Bu seni neden bu kadar ilgilendiriyor?
— Numara yapma! — diye bağırdı kız — Kocamın yeni bir arabaya ihtiyacı var! Kredi çekmeyi düşünüyorduk ama eğer evi satarsan…
— Ah… anlıyorum — dedi kadın başını kaldırarak. Sesi titriyordu ama kararlıydı — Bu parayla sizi kurtarmamı istiyorsun.
— Bize yardım edebilirsin! Zaten sana fazla bir şey gerekmez! Biz bir aileyiz, bir çocuğumuz var, giderlerimiz var…
Her kelime, kadının kalbine fırlatılan bir taş gibiydi.
Ve sonra… uzun zamandır ilk kez içinden bir aydınlık yükseldi.
— Haklısın — dedi usulca — Yalnızım. Ve tam da bu yüzden artık kendimi düşünme zamanı. Kırk yılı aşkın süredir başkaları için yaşadım: baban için, senin için… Artık yeter. Bu kez kendim için yaşamak istiyorum.
— Ne diyorsun sen?
— Evi satacağım. Ve evet, o parayı kullanacağım. Hep seyahat etmek istemiştim. Babanla hep konuşurduk, ama hiç fırsatımız olmadı. Bu hayal artık benim. Ve onu yaşayacağım.
Bir tok ses. Belki bir yumruk masaya indi.
Sonra… sessizlik.
Ve bu hikâyenin özeti:
Bir anne, sınır koyduğunda sevgisini kaybetmez.
Bazen, kendini sevmek en cesur — ve en gerekli — davranıştır.
Susana Rangel..
