VARSILLIK BİTMEYİNCE YOKSULLUK BİTMEYECEKTİR…
"Kaybettiğinde değil, vazgeçtiğinde yenilirsin." Ernesto Che Guevara
17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü...
Kapitalizm bize her yıl yoksulluğu hatırlatıp, yoksulluğu yönetmeyi öğretiyor...
Oysa sorun yoksulluk değil, yoksulluğu üreten düzendir…
Tüm Emeklilerin Sendikası bugün tam da bu noktaya vuruyor: "Milyonlar kirasını ödeyemezken servet küçük bir azınlıkta birikiyor." Bu tesadüf değil. Bu düzenin kuralıdır…
Sınıfsal bakmak zorundayız. Yoksulluk, varsıllığın ikizi. Biri olmadan diğeri var olamaz. Zıtların birliği budur. Biri sofrasından kısarken, diğeri aynı sofradan zenginleşir…
Bugün Türkiye'de 16 milyon emekli açlık sınırının altında yaşıyorsa, bunun nedeni para yokluğu değil, tercihtir...
Bütçe bir sınıfsal tercihtir. Faize, teşviğe, rant projesine trilyon bulan iktidar, emekliye geldi mi kaynağı "maliyet" sayıyor…
Kırılma 2008'dir. 5510 sayılı yasa aylık bağlama oranlarını düşürdü, sosyal güvenliği hak olmaktan çıkarıp piyasa hesabına çevirdi…
Emeğin biriktirdiği fonlar sermayenin kullanımına açıldı. Emekli, yıllarca bu ülkenin fabrikasında, tarlasında, madeninde, okulunda zenginlik yarattı…
Bugün o zenginlikten pay alamıyor…
O yüzden mesele sadece aylık artışı değildir...
En düşük emekli aylığının en düşük memur maaşına eşitlenmesi, seyyanen zam, 5510'un düzeltilmesi acil ve haklı istemlerdir...
Ama kalıcı çözüm bölüşüm düzenini değiştirmekten geçiyor…
Yoksulluk yardımla bitmez. Yardım, yoksulluğu yönetir. Yoksulluğu bitirmek için varsıllığı üreten mekanizmayı kesmek gerekir...
Kamucu, laik, demokratik bir düzen…
Toplumsal zenginliğin halkın yararına kullanıldığı bir düzen…
Emeklinin mücadelesi bu yüzden işçinin, gencin, kadının, çiftçinin mücadelesiyle birdir. Aynı düzen hepimizi yoksullaştırdığını asla unutmayalım…
Yoksulluğu değil, yoksulluğu üreten düzeni değiştireceğiz. Bu sadece bir slogan değil, bir sınıf gerçeğidir…
Haydi alanlara!..
Haydi yan yana!..
Sözlerimi Mahzuni Şerif ustamızla bitirelim…
Milletin sırtından doyan doyana…
Bunu gören yürek nasıl dayana…
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana…
Bilmem söylesem mi söylemesem mi…
Sevgiler…
Dr. Mustafa Torun