•Dr. Mustafa Torun
Köy Enstitüleri, 1940-1954 yılları arasında 21 ilde kurulan ve Cumhuriyet tarihinin en köktenci halkçı devrimlerinden biriydi…
Onu anlamak için önce 1940’ların Türkiye’sine bakmak gerekir…
Nüfusun %80’i köyde yaşıyor, okuma yazma oranı %20’lerde, sıtma, trahom, verem kırsalı kasıp kavuruyordu…
Ağalık, şeyhlik, tefeci düzeninin köyde hem ekonomik hem kültürel tahakkümü elinde tuttuğunu belirtmekte yarar var...
1. Sınıfsal Açıdan: Köylüyü Öznesi Yapan Devrimci Bir Yapılanmaydı.
*Enstitülerin en devrimci yanı sınıfsal karakteriydi. *Öğrenciler şehirli orta sınıfın çocukları değil, doğrudan köylü çocuklarıydı.
*Giriş sınavına girebilmek için köy ihtiyar heyetinin onayı şarttı.
*Böylece eğitim ilk kez “parası olanın hakkı” olmaktan çıkıp, “köyün ihtiyacı olanının hakkı” olmuştu.
*Müfredat da sınıfsaldı. “İş içinde eğitim” ilkesiyle öğrenci hem okuyup, hem üretmiştir.
*Tarlayı sürdü, tuğla yaptı, marangozluk öğrendi. *Amaç zanaatkar yetiştirmek değildi.
*Aydın ile emekçiyi, kafa ile kolu ayıran burjuva eğitim sistemini yıkmaktı.
*Mezun öğretmen köye gittiğinde sadece ders anlatmıyordu. Okul binasını kendisi yapıp, köy meydanını düzenliyor, Kooperatif kuruyordu.
*Bu devinim köylüyü “alacaklı” değil, “üretici” durumuna sokmuştu.
Bu nedenlerden dolayı Enstitüler toprak ağasını, dinci yapıyı ve bürokrasiyi bayağı rahatsız etmişti...
Çünkü bilinçlenen, örgütlenen, kendi sorununu kendi çözen köylü; sömürü düzeninin sonuydu…
1954’te Demokrat Parti’nin kapatma gerekçesi de buydu: “Komünist yuvaları”…
2. Sağlık Açısından: “İlk Sağlık Ocağı Köy Enstitüsüydü”…
O yıllarda köyde doktor yoktu. Ebe yoktu. Salgınlar her yıl yüzlerce insanı götürüyordu…
Enstitüler müfredatına “Sağlık Bilgisi” dersini zorunlu koyarak bu boşluğu bir nebze gidermişti…
Öğrenciler 3 yıl boyunca ilk yardım, bulaşıcı hastalıklarla mücadele, anne-çocuk sağlığı, beslenme, temiz su, lağım çukuru, sıtma ile mücadele öğreniyorlardı…
Köy Enstitüleri öğrencileri “Aşı Kampanyalarına” katılıp, evleri ilaçladı. Mezun olunca; çantasında tebeşirle birlikte sabun, DDT, sargı bezini de götürdüğünü yeni nesiller maalesef bilmez…
Enstitülü öğretmen köye gidince; ilk işi okulun yanına bir lavabo, bir tuvalet yapmak olmuştu…
Bit, uyuz ve trahom için tarama yaptılar. Doğumda ebeye yardım ettiler…
Köylüye “hastalık kader değildir, cehalet ve yoksulluktur” dediler…
Böylece sağlık hizmetini Ankara’daki hastanelerden alıp köyün ortasına, öğretmenin sınıfına taşıdılar….
Kısacası Köy Enstitüleri sağlıkta da sınıfsal bir eşitleme yapmıştı…
Sağlığı metropolün ayrıcalığı olmaktan çıkarıp halkın günlük yaşamına soktular...
Sonuç Olarak ne Söylenebilir?
Köy Enstitüleri hem sağlıkta hem sınıfta eşitsizliği hedef almıştı. Köylüyü “yoksul, hasta, cahil” gören düzene karşı; “üreten, örgütlü, sağlıklı” bir özne önerdiler. Kapatılmaları da bu yüzden tarihsel bir kırılmaydı...
Sevgiler…
* Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı, Çağdaş Eğitim ve Köy Enstitüleri Derneği (ÇEKED) Başkanı
mtorun3@gmail.com